Ben düsmekten hic korkmadan oradan oraya kosturan bir cocuktum, cunku bilirdim yerden kalkmasini hep becerirdim.
O yara bereler, cizikler cok yakisirdi bana.
Sana kosarken önüme bile bakmadan, kimsenin söyledigini kaale almadan, düstüm ben, kalkacagimi sandikca daha da düstüm ve düstüm…
Farkina bile varmadim yerde serili kalakaldigimin.
Hayat donmustu bu sehirde, ben de sende takili kalmistim.
Dikenlerinin canimi acitacagini bile bile avucumun icinde simsiki tuttugum, cirkin bencil gül cicegi...
Orada olmaktan hic sikayetci olmadin, ama bir gün cekip aldin kendini ellerimden, kanata kanata...
Umurunda olmadi hic, olmayacak da...
Peki neden?
Senelerce bir insanin hayatinda yer alip da iz birakmamak mümkün müydü?
Yoksa sen yok muydun?
Simsiki kapali tuttugum ellerimi kanatan sen degil de, kendi etime sapladigim kendi tirnaklarim mi?
Yapayalniz dünyama uyanmamak icin kendimi icine hapsettigim rüyamdin sen benim, rüya kimi zaman kabusa dönüstü, kimi zaman akillara sigmadi, ama ben sensizligi göze alamadigim icin gözlerimi acamadim kendi dünyama.
Sen bitirdin bu rüyayi gidisinle...
Su anda durmaksizin sizlayan yaram iyilesebilecek sonunda.
Ugruna terkettigim hayatima haksizlik ettim ben, bana ait her sey senden daha güzel.
Tek istedigim bir kac saatti...
O ellerine doyamadigin, sesine dayanamadigin, kokusunu unutamadigin, hayalini kurmadan duramadigin o kadina...
Bana, ufuklarimda kaybolmadan önceki son bir iki dakikani degil de,
Söyle doya doya yudumlayabilecegim bir kac saatini ayirmandi istedigim...
Varliginla uyusturdugun bedenimin iyilestirmeyi beceremedigi, üzeri kat kat kabukla örtülü derin bir yara gibiydin, gidisin tüm örtüleri kaldirdi, biliyorum iyilesecegim simdi, ama bari biraz kalsaydin da, aciga cikmis aciyan yarama beraber üfleseydik…
Ama her zaman oldugu gibi tek kisilik bu oyunun tek basina olan kahramaninin kendi hikayesi bu…
Belki de hic yoktun, yarattigim cok kusurlu bir masaldin belki de, mükemmel olmaktan cok uzaktin, o yuzden gercekle karistirildin…
Ve bir gün kayboldun, ben de “gercek” dünyama geri döndüm…
Gercek senden cok daha güzelmis, onu gördüm…
B.K. (16.04.2010)
22 Eylül 2010 Çarşamba
Suskunluk
Aylardan yalnızlık, günlerden suskunluk...
Günlük güneşlik bir günün ardından şehrin üstüne yoğun bir sis tabakasının çökmesi kadar saçma bir hüzün oturdu içimin orta yerine...
Sahipsiz bir sokak çocuğunun hırpalanmışlığının kopyasıydı yüreğimdeki çoraklık...
O kadar susuzum ki, o kadar aç, o kadar ümitsiz...
Geceleri gözlerimi kendi içime gömüp, geriye bakmaya çalışıyorum, gördüklerim küskünlüğümü arttırıyor...
Çabalarım tüketilmişti açılmayan kapılar önünde...
Kış ayazlarında eşikte bekletilmiştim, elimdeki anahtarların hiç biri kilide uymamıştı...
Orada, o eşiklerde gözyaşlarım donmuş, gözlerimin ateşi sönmüş, kalbim çatlamıştı...
Ne fayda?
Sesimi duyan olmadı...
Ev sahiplerinin elinden gelen sadece giderken arkamdan bakmaktı, giderken geri cağırmaktı, eşikteyken içeri almak değil...
Cebimdeki para, sevgimi beslemek için istediğim ufacık bir parça ekmeği almaya yetmemişti, çünkü girdiğim o ülkede cebimdeki para geçmiyordu, tedavülden kalkmıştı...
Çakallara etleri verilirdi, kuşlardan ufacık ekmek kırıntıları esirgenirdi...
Şimdi sorulan her sorunun cevabı ''zaman''....
Yani o kadar çaresiziz ki elimizden bir şey gelmiyor demenin, ya da nice dile getirilemeyen 'hayır'ın takım elbise giymiş hali 'zaman'... Boyumuzu aşan şeyleri omuzlarına yüklediğimiz bir günah keçisi... Lokman hekim falan olmalı, her şeyin ilacı onda...?????????????
Dünyayı bir sergiyi gezer gibi gezsem....
Baktığım resimlerde gözüme takılan yürekler ölmüş derim... Sevginin anlamı değişmiş, dünya anadilini değiştirmiş haberim yok derim...
Dünya benimle aynı dili konuşana kadar ben susmaya niyetliyim... Gereğinden erken ve fazla konuşmaya başlamış bir çocuğun bir sebeple bir gün ansızın konuşmayı bırakıp, yıllarca dut yemiş bülbülü oynaması gibi...
Günlerden suskunluk...
BK
09.11.2004
ankara-yurt
Günlük güneşlik bir günün ardından şehrin üstüne yoğun bir sis tabakasının çökmesi kadar saçma bir hüzün oturdu içimin orta yerine...
Sahipsiz bir sokak çocuğunun hırpalanmışlığının kopyasıydı yüreğimdeki çoraklık...
O kadar susuzum ki, o kadar aç, o kadar ümitsiz...
Geceleri gözlerimi kendi içime gömüp, geriye bakmaya çalışıyorum, gördüklerim küskünlüğümü arttırıyor...
Çabalarım tüketilmişti açılmayan kapılar önünde...
Kış ayazlarında eşikte bekletilmiştim, elimdeki anahtarların hiç biri kilide uymamıştı...
Orada, o eşiklerde gözyaşlarım donmuş, gözlerimin ateşi sönmüş, kalbim çatlamıştı...
Ne fayda?
Sesimi duyan olmadı...
Ev sahiplerinin elinden gelen sadece giderken arkamdan bakmaktı, giderken geri cağırmaktı, eşikteyken içeri almak değil...
Cebimdeki para, sevgimi beslemek için istediğim ufacık bir parça ekmeği almaya yetmemişti, çünkü girdiğim o ülkede cebimdeki para geçmiyordu, tedavülden kalkmıştı...
Çakallara etleri verilirdi, kuşlardan ufacık ekmek kırıntıları esirgenirdi...
Şimdi sorulan her sorunun cevabı ''zaman''....
Yani o kadar çaresiziz ki elimizden bir şey gelmiyor demenin, ya da nice dile getirilemeyen 'hayır'ın takım elbise giymiş hali 'zaman'... Boyumuzu aşan şeyleri omuzlarına yüklediğimiz bir günah keçisi... Lokman hekim falan olmalı, her şeyin ilacı onda...?????????????
Dünyayı bir sergiyi gezer gibi gezsem....
Baktığım resimlerde gözüme takılan yürekler ölmüş derim... Sevginin anlamı değişmiş, dünya anadilini değiştirmiş haberim yok derim...
Dünya benimle aynı dili konuşana kadar ben susmaya niyetliyim... Gereğinden erken ve fazla konuşmaya başlamış bir çocuğun bir sebeple bir gün ansızın konuşmayı bırakıp, yıllarca dut yemiş bülbülü oynaması gibi...
Günlerden suskunluk...
BK
09.11.2004
ankara-yurt
Digerleri
Hep sanarken sen hayatına giren davetsiz misafirlerin olarak ‘diğerlerini’, bir an gelir farkediverirsin aslında diğeri olan kişinin senin ta kendin olduğunu. Bir anda asıl senin onların hayatlarında bir misafir konumuna düştüğün yüzüne vurulur. Yüzünün aldığı o ifadeyi görmek için... Aynaya bakmalıyım! Cümlelere dökemeyecek kadar şaşkınım, hepsi bu!??????
BK
11.11.2004
ankara-sunshine
BK
11.11.2004
ankara-sunshine
...
önce yakindan baslamali sevmeye, kesfetmeye, ögrenmeye, elestirmeye, degistirmeye, hükmetmeye...
önce aynaya bakmali ve kendinden baslamali insan kendi dünyasini yaratmaya.
Cünkü kendine en yakin noktan sensin, haydi konus kendinle, yaklas ona, sev onu, elestir gerektiginde, kavga et ama unutma önce onu degistirmekten baslamali.
eger dünyayi degistirmekten bahsediyorsan, önce kendine söz gecirebilmelisin...
görmek yetmez, onündeki taşı görüyorsan görmek yetmez, düsmek istemiyorsan kenara cekilip yolunu degistirmeli insan. sikayet etmek kolaydir ama fikirler düsüncede kalmamali...
vs vs vs....
ve unutmayin simyacinin kilisesinde kesfettigi hazine kendisidir aslinda bence, en büyük hazinen sensin, kendin...
degerinizi bilin kendinizin.....
BK
02.03.2004
önce aynaya bakmali ve kendinden baslamali insan kendi dünyasini yaratmaya.
Cünkü kendine en yakin noktan sensin, haydi konus kendinle, yaklas ona, sev onu, elestir gerektiginde, kavga et ama unutma önce onu degistirmekten baslamali.
eger dünyayi degistirmekten bahsediyorsan, önce kendine söz gecirebilmelisin...
görmek yetmez, onündeki taşı görüyorsan görmek yetmez, düsmek istemiyorsan kenara cekilip yolunu degistirmeli insan. sikayet etmek kolaydir ama fikirler düsüncede kalmamali...
vs vs vs....
ve unutmayin simyacinin kilisesinde kesfettigi hazine kendisidir aslinda bence, en büyük hazinen sensin, kendin...
degerinizi bilin kendinizin.....
BK
02.03.2004
Yasam´a
Monotonluguna isyan edip, degisiklikler aramaya calisan ve bazen de bulamayan ben yalniz bir 'tekduzeligimden' vazgecemiyorum.
Hergun ayni mutlulugu gizleyip icime, defalarca yasamak istiyorum onu.
Yillanmis bir mutlulugu tasimak istiyorum yillar sonrasina, gunler sonrasina, dakikalar sonrasina...
Tum unutkanliklarimi unutup, bir tek seyi unutmamaya soz veriyorum kendime.
Gulmeyi sana yasam, bir kucuk gulumsemeyi esirgememeyi senden.
Her turlu kilidi actigini bilerek, bu sihirli anahtari yan cebimde tasimanin verdigi guvenle gulumsuyorum insanlarina, sokaklarina, ruzgarlarina, gizemli karanliklarina yasam.
Zevk almak istiyorum senden.
Istersen aglat beni bir kucuk cocuk gibi, bagirt cagirt, kizdir beni, caresiz birak veya umudumun hirsizi olmaya calis.
Ama bu bencil oyun arkadasin onu sana odunc bile veremez.
Suratini asma, savasma benimle.
Gel kavalyem ol, son dansimda bile.
Sevgilim olan kendimle arami yap, copcatanim ol.
Kahkahalarim yankilansin onume cikardigin duvarlarda.
Ve soz, senden ayrilirken bile gulumseyecegim sana.
Kokumu duyur ruzgarlarinla insanlarina.
Sesimi duyur gecelerindeki yapayalniz asklarima.
Ama unutma, en buyuk askim sensin.
Bu yuzden unutturma beni insanlarina.
Beni yasat,olsem bile....
BK
(13.09.99-lise son ogrencisi burcudan okul dergisine de vermis oldugu bir yazi...)
BK
(13.09.99-lise son ogrencisi burcudan okul dergisine de vermis oldugu bir yazi...)
burcu
burcu, sen
sen milyonlarca öpücügün basladigi yerde uyursun
icinden jetler gecen bulutun yirtilan beyazliginda
hakli bir kavganin ortasinda alinan solukta
ve cicekleri doyuran gün isiginda
burcu, sen
sen kötü düslerin sevgiyle onarildigi yerde uyursun
babasinin annesini dövdügü gece
ödevini yapamayan cocugun
ögretmenin karsisinda döktügü gözyasinda
ve kardes yüzleriyle dolu anilarında onun
burcu, sen
sen askin sonsuzlugu ikiye böldügü yerde uyursun
utangac bir kizin ilk sevismesinde
saclariyla örtmeye calistigi meme uclarinda
ve yastigin yere düsen yorgana anlattigi erotik masalda
burcu, sen
sen kapilarindan kayiklarla gecilen kiyi kentlerinde uyursun
icine ip merdivenlerin sarkitildigi ucurumlarda
bir kusun ilk ucusundan sonra kondugu dalda
ve bir aynada, yasli bir kadinin ölmeden önce
yeniden güzellesen yüzüne son kez baktigi
burcu, sen
sen ekmekle suyun calinmadigi yerde uyursun
siçrayip durdugu cayirda, kücücük bir tayin
duvarlarin yikildigi bahcelerde ve iyilestigi yerde yarali bülbülün
burcu, uyandiginda sen
gözlerinin rengi denizleri tanimlar
ve yüregini tamamlar ask
kalabaligin icinde sallanan
beyaz eldivenli bir el gibi
"akgün akova"
sen milyonlarca öpücügün basladigi yerde uyursun
icinden jetler gecen bulutun yirtilan beyazliginda
hakli bir kavganin ortasinda alinan solukta
ve cicekleri doyuran gün isiginda
burcu, sen
sen kötü düslerin sevgiyle onarildigi yerde uyursun
babasinin annesini dövdügü gece
ödevini yapamayan cocugun
ögretmenin karsisinda döktügü gözyasinda
ve kardes yüzleriyle dolu anilarında onun
burcu, sen
sen askin sonsuzlugu ikiye böldügü yerde uyursun
utangac bir kizin ilk sevismesinde
saclariyla örtmeye calistigi meme uclarinda
ve yastigin yere düsen yorgana anlattigi erotik masalda
burcu, sen
sen kapilarindan kayiklarla gecilen kiyi kentlerinde uyursun
icine ip merdivenlerin sarkitildigi ucurumlarda
bir kusun ilk ucusundan sonra kondugu dalda
ve bir aynada, yasli bir kadinin ölmeden önce
yeniden güzellesen yüzüne son kez baktigi
burcu, sen
sen ekmekle suyun calinmadigi yerde uyursun
siçrayip durdugu cayirda, kücücük bir tayin
duvarlarin yikildigi bahcelerde ve iyilestigi yerde yarali bülbülün
burcu, uyandiginda sen
gözlerinin rengi denizleri tanimlar
ve yüregini tamamlar ask
kalabaligin icinde sallanan
beyaz eldivenli bir el gibi
"akgün akova"
zaman...
zaman, tek bir damlasinin bile ziyan olmasina dayanamadigim sihirli bir iksir gibi, hal böyleyken benim neyime imiş zamanla yarismak...
15 Eylül 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)