Aylardan yalnızlık, günlerden suskunluk...
Günlük güneşlik bir günün ardından şehrin üstüne yoğun bir sis tabakasının çökmesi kadar saçma bir hüzün oturdu içimin orta yerine...
Sahipsiz bir sokak çocuğunun hırpalanmışlığının kopyasıydı yüreğimdeki çoraklık...
O kadar susuzum ki, o kadar aç, o kadar ümitsiz...
Geceleri gözlerimi kendi içime gömüp, geriye bakmaya çalışıyorum, gördüklerim küskünlüğümü arttırıyor...
Çabalarım tüketilmişti açılmayan kapılar önünde...
Kış ayazlarında eşikte bekletilmiştim, elimdeki anahtarların hiç biri kilide uymamıştı...
Orada, o eşiklerde gözyaşlarım donmuş, gözlerimin ateşi sönmüş, kalbim çatlamıştı...
Ne fayda?
Sesimi duyan olmadı...
Ev sahiplerinin elinden gelen sadece giderken arkamdan bakmaktı, giderken geri cağırmaktı, eşikteyken içeri almak değil...
Cebimdeki para, sevgimi beslemek için istediğim ufacık bir parça ekmeği almaya yetmemişti, çünkü girdiğim o ülkede cebimdeki para geçmiyordu, tedavülden kalkmıştı...
Çakallara etleri verilirdi, kuşlardan ufacık ekmek kırıntıları esirgenirdi...
Şimdi sorulan her sorunun cevabı ''zaman''....
Yani o kadar çaresiziz ki elimizden bir şey gelmiyor demenin, ya da nice dile getirilemeyen 'hayır'ın takım elbise giymiş hali 'zaman'... Boyumuzu aşan şeyleri omuzlarına yüklediğimiz bir günah keçisi... Lokman hekim falan olmalı, her şeyin ilacı onda...?????????????
Dünyayı bir sergiyi gezer gibi gezsem....
Baktığım resimlerde gözüme takılan yürekler ölmüş derim... Sevginin anlamı değişmiş, dünya anadilini değiştirmiş haberim yok derim...
Dünya benimle aynı dili konuşana kadar ben susmaya niyetliyim... Gereğinden erken ve fazla konuşmaya başlamış bir çocuğun bir sebeple bir gün ansızın konuşmayı bırakıp, yıllarca dut yemiş bülbülü oynaması gibi...
Günlerden suskunluk...
BK
09.11.2004
ankara-yurt
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder