18 Ekim 2010 Pazartesi

Ertelenmis zamanlar

Seni yaşaması kolay değildi ki, anlatması kolay olsun? 
Gönül gözümün menziline girdiğinde, o an bahçemdeki en farklı çiçektin. 
Seninle her duygu yaşanabilirdi o zamanlar, ama biri hariç. 
Bir kelebeği avucunda tutamazsın, uçup gitmeme garantisi yoktur. 
Göremedim... 
Ortak noktalar okyanus kadar derindi, sohbetler sonsuzla yarışırdı... 
Gözlerim kamaştı, göremedim. 
Sen bana çarpıp kaçtın, benim yol ortasında serili kalakalmış bedenimdeki yaraları sarmak zaman aldı, izi kaldı. 
İlaç olarak kullandım sana karşı nefreti, hiçe saymayı. 
Halbuki sen sadece korkmuştun, direksiyonun kontrolünü kaybetmiş, isteyerek ama incitmeyi amaçlamadan çarpmıştın bana. 
Korkmuştun benden ve gitmiştin... 
Bunu itiraf etmen bile zaman aldı... 
Ama kendinden kaçmadın, kabullendin, suçluluk duydun, ders aldın ve büyüdün ve bunu itiraf ettin. Nefretimi rüzgarlar alıp götürdüğünde, gözlerinin içinden okunuyordu ne kadar değiştiğin, ve ben bu kadar samimisini görmemiştim hiç. 
Sonuç: Kaldığımız yerden devam etmemiz kaçınılmazdı. 
Sen marjinalliğinin uçlarını yontmuştun biraz, bünyene bütün hassas insan hastalıklarını toplamıştın, kendine güvenin asla zayıflamamıştı, hala hayalimdeki en karizma profesör imajı idin. Tutkularımı bir sana anlatabildim, heyecanlarımı bir sen çözebildin. 
Senin yanında kendini beğenmiş değil, bilen ve becerikli olandım, yani yanında en rahat ukalalık yapabildiğimdin.
İşte şimdi ikimiz her duyguyu yaşayabilirdik, ertelenmiş zamanlara denk geldi, durduk. 
Aslında yine korkmuştun. 
Ben de anladım: Dostluğumuzu pamuklar içine yerleştirdik ve gözümüz gibi baktık.
Gözlerinin etrafındaki çizgiler sana çok yakışmış, çünkü onların anlamını çözmüşsün sen. 
Ne mutlu sana kelebeğim, ne mutlu sana...


(2005-ankara)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder